Sonbahar Ankara'sı - (3.11.2002) |
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4></FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>şöyle ellerinizi kenetleyip masanın üzerine koyduğunuzda parmak uçlarınız ellerinizin üzerine ne kadar yumuşaklık hissi veriyorsa, ellerinizin üzeri de parmak uçlarınıza kuru ve çatlak bir “merhabaâ€? der. Kurudur, çatlaktır, beyazdır. Yani kısacası, elinize sonbahar gelmiştir. Sabah kalktıktan sonra tekrar yatağa atlamak için inanılmaz bir arzu duyuyorsanız, evinize sonbahar gelmiştir. Kapıcı, akşam çöpü alırken, aidatların arttığına dair bir kağıdı elinize tutuşturuyorsa, sonbahar cebinize de gelmiştir. Gözünüz arada uzaklara dalıyor, pencere önünde içtiğiniz kahvenin dumanında yol alıyorsanız, eski sevgiliyi, hiç gitmediğiniz bir şehri özlüyor, siz doğmadan bestelenmiş bir balladı mırıldanırken sesiniz titriyorsa, kalbinize de sonbahar gelmiştir.</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>Havada hala patikaların kokusu var. kardan önce en azından bir hafta sonu doğaya kaçmalı.. yok öyle soluk falan değil asık suratlı sonbahar. Verdiği hüzün eski günlere doğru derin bir iç çekişle sonlandığından mıdır nedir, unutmamayı sağlıyor, soluğumuzun buğularında canlanan geçmiş günler tiyatrosunun perdesi açılıyor ve bir bir dökülüyor gözün en yakınından ufkun en uzağına...tatlı sözler, kahve kokuları, acı sözler, kırık kalpler, dumanı üstünde umutlar...</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>Tam bir Sonbahar! Tam bir Pazar! Ankara!. Önce adım adım dost yüzleri toplamak ve bulutların altında uzanan göl kıyısına giden yolda şehirden kaçmak. Kaçmalı, kaçıp tekrar kollarına koşmalı Ankara'nın. Aldatmanın tadına varmalı, üstelik suç değilken şehri boynuzlamak. Göl kıyısı, mini Woodstock halinde, blues notalar gölün yüzeyinde buğu gibi serili. Küçük bir kalabalık üstü başı dağıtmış, kafasını toplamaya çalışıyor. Tepelerin arasında güneş, batmadan önce mutlaka vedalaşmak istiyor göl insanlarıyla. Var mı bulutlara yenik düşmek. Biz de mesajı alıyoruz ve karşı tepelerdeki eski çeşmenin üzerine diziyoruz kupaları. Filtre kahvenin kokusu da gölün üzerinde, batan güneşin yüzü de, ördeklerin, kazların, karabatakların küçük kalpleri de. Blues notalar geceyi bekleyecek, sonra sabah çiğ taneleriyle sevişerek güne uyanacak.. ne de olsa en özgürü onlar.</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>Karanlıkta, kahvelerin buğusu yayılırken tepelere doğru, karaltılarla konuşmaya başlıyoruz, yüzler silinmiş, ruhlar baskında....</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>Ve Çarşamba! Ankara'da! Ya da Perşembe! Keyif bizim. </FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>Bazen en erken ben gidiyorum 17.30* a. <I>Selda</I>, üst oktavlardan karşılıyor gezginleri. <I>Esmirna</I>'nın köşesini kapmışlar yine, yan sandalyeye arkadaşlarımı oturtup kendi kendilerine tanışmalarına sebep olurum aslında genelde. Havanın kararmasını beklemesek de ilkbahardaki gibi, sohbetin koyulaşmasını bekliyoruz, mısır çerezi, kahve, Selda'nın büyücü çayları.. kahkahalarla silkinip içimizdeki mutlu yongaları yerleştiriyoruz. Yer lazım, her an yenisi geliyor, üst üste, dağınık, dolu, yoğun, içimizi okşar üstelik. Ya sonbahar Ankara'sında içimizi ısıtmasa, ne olurdu halimiz. <I>Yiğit</I> dans ediyor, Manu Chao çözmüş bağlarını, nedir ki geriye kalan hayatta, porteye yapışık dolaşan sevgi notalarından başka. <I>Evren</I> ve ben konsomasyondayız her zamanki gibi. Gariptir birbiriyle hiç sohbet edemeyen iki kişi varsa gezginler içinde, <I>evren</I>'le <I>muri</I>'dir. Ama, sanki aynı beyni paylaşırlar, hiç kopuk değildir gündemleri. <EM>Orpheus</EM> Mezopotamya topraklarında ne arıyor bilmeyiz, ancak ne aramadığını biliriz, sıcak savaşın soğuk yüzüdür köşe bucak kaçtığı, sütlü kahve çöl manzarasında. <I>Zeze</I> köşe kapmacada en sağlam adam, kaptığı köşeyi vermemekte ısrarlı. <I>GreatWhite</I>, gezici stand up show'una devam ediyor, <I>enver</I>'in aklına düşen İskoç belediye memuresi, egemege üçüncü bardağı kırıyor neşeden ve heyecandan, <I>burcu</I> hala Fildişi Sahilleri'ne bavul topluyor, kendi kıtalararasında olsa da<I> </I>ruhu hala Ankara'da <I>ozan</I>'ın; ve nihayet sonbahar <EM>17.30</EM>'a gelmiş, 21.30'da kapansa da tadı hafta boyu yapışıyor insana...</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif" size=4>gelmeyenleri tahtaya yazdım, <I>omat</I> gelince soracak hesabını...</FONT></P>
<P class=MsoNormal style="TEXT-ALIGN: justify"><FONT size=4><FONT face="Verdana, Geneva, Arial, Sans-serif">* 17.30 : <I>society. Pub, Cafe, Jazz, Kitap, Resim, iş çıkışı bir tek, Selda'nın misafir salonu, Gezgin buluşma yeri, Kız Kulesi Sok. 34/1, GOP, Çankaya, ANKARA</I></FONT></FONT></P>